KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ KANSER TEDAVİSİNDE İNTEGRATİF YAKLAŞIMLAR!

En önemli farklılıklarından birisi de İntegratif tedavilerin ki bunun başında yüksek doz vitamin C gelmektedir, moleküler etki mekanizmalarının ortaya konularak sizin tümör biyolojinize göre en modern tedavilerle birlikte uygulamaları kişiselleştirilmiş kanser tedavi merkezimizde uygulanmaktadır.

Yani hem en ileri moleküler incelemelerle kişiselleştirilmiş tedaviniz moleküler tümör kurullarında dizayn edilirken, kadim molekül ve yöntemlerinde kişiselleştirilmiş uygulamalarını ve tedavilerini alabilirsiniz. Kanserin biyolojisinin ve moleküler yolaklarının aydınlatılmasıyla kişiselleştirilmiş diyet önerilerini alabilirsiniz.  

Kanserinizin tüm analizlerini yaptıktan sonra sizin hayatınıza dokunabilecek tüm imkanları değerlendirerek sizinle tartışarak size emek vererek tedavinizi dizayn ediyoruz. 

Organ bazlı olarak herkese aynı kemoterapinin verilmediği genomik bazda moleküler analizlerin yapılarak tedavi kararlarının alındığı medicana kişiselleştirilmiş kanser tedavi merkezinden 2. görüş alabilirsiniz. Moleküler ve/veya kapsamlı genomik profilleme testleriniz için ikinci görüş alabilirsiniz.

 

 

https://www.cell.com/cancer-cell/pdfExtended/S1535-6108(17)30062-4

 

YÜKSEK DOZ VİTAMİN C
FARMAKOLOJİK ASKORBİK ASİT TEDAVİSİ

 
Vitamin C, Türkiye’de son zamanlarda çok konuşulan, kanser hastaları tarafından çok konuşulan, çok merak edilen, gündem yaratan bir konu… C Vitamini deyince hepimizin aklına hemen suda eriyen Vitamin C’nin efervesan olarak kullanımı gelir. Ama bu bölümde damardan alınan Vitamin C’yi inceleyip, irdeleyeceğiz. 
Tıp Dünyası’nın yakından bildiği ve referans aldığı PubMed, bilimsel makalelerin yer aldığı bir plarform. Doktorlar, yapmak istedikleri bir araştırma için okumaları gereken makaleler olduğunda öncelikle PubMED’den tarıyorlar. Daha sonra da onun ilgili dergilerine ulaşıp, o makalenin tamamına erişim sağlayabiliyorlar. Bu kılavuz niteliği taşıyan bilimsel arenada damardan Vitamin C uygulaması ile ilgili pek çok makaleye ulaşmak mümkün.
 
Vitamin C’nin Tarihçesi
 
Uzun süre denizde kalan denizcilerde, özellikle bağ dokusunun gevşediği ve damar yapılarının bozulduğu; kanamaların eşlik ettiği bir hastalık ortaya çıkmaktaydı. Ve bunun adına Skorbüt denmişti. 
 
Kraliyet Donanması gemisinin cerrahı Dr. James Lind, Mayıs 1747’ de denizde iken, bir grup denizciye normal besinlerle birlikte birlikte elma sirkesi, sirke, sülfürik asit ya da deniz suyu tüketimine devam ederken diğer grup  mürettebat üyelerine de diğerlerinden farklı olarak, günde 2 portakal ve bir limon temin eder. Bilim tarihinde bu, iki popülasyondan bir gruba tek bir faktör uygulanarak diğer tüm faktörlerin aynı kalması sağlanarak sonuçların kıyaslandığı ilk kontrollü deney olarak kabul edilmektedir. Sonuçlar kesin olarak narenciye meyvelerin hastalığı önlediğini göstermiştir. Dr. Lind bu çalışmasını 1753 yılında Skorbüt üzerine tezinde yayımlamıştır. 
 
Daha sonraki yıllarda Avusturyalı Bilim İnsanı Dr. Albert Szent-Györgyi buluşu ile Vitamin C tanınmaya başlandı. Vitamin C’nin kanserle ilişkisi hep sorgulandı. Ama bu soruyu en ciddi soran kişi, iki kez tek başına Nobel ödülü almış bir bilim insanı olan Linus Pauling’di.  Vitamin C’nin, bağ dokusu yapısını güçlendirdiği biliniyordu. Kanserin etrafındaki duvarları kalınlaştıracağı ve kanserin yayılmasını engelleyeceği fikri de bu yüzden hep vardı. Ve bu sebeple Vitamin C’nin kanserin tedavisinde ve önlenmesinde etkili olacağı düşünülüyordu. 
 
Linus Pauling ve İskoç Cerrah Cameron tarafından 1976 ve 1978 yıllarında yayınladıkları bilimsel araştırmalarında (Proc Natl Acad Sci U S A. 1978 Sep;75(9):4538-42.) Yüksek doz vitamin C’ tedavisinin damardan uygulandığı 100 ileri evre kanser hastasının benzer özelliklerdeki hastalara oranla 300 gün daha uzun yaşadığını saptamışlardı. Bu çalışmada barsak, mide, böbrek, meme, akciğer, yumurtalık kanserleri de olmak üzere ileri evre tedavi edilemeyecek kanserli hastalar dahil edilmişti. 
 
Tüm kanser tiplerinde damardan yüksek doz vitamin C tedavisinin hastalara yarar sağladığı göstermişlerdi. O dönemde bu çok önemliydi. Çünkü kansere karşı, henüz birçok kemoterapi ilacının olmadığı bir ortamda, Vitamin C ile avantaj sağlayabiliyordunuz.
Bu çalışmadaki temel nokta Vitamin C’nin damardan yüksek doz olarak uygulanmasıydı.
 
Bu çalışmanın eleştirilen yanı ise, bir çok bilimsel çalışmada olduğu gibi aynı anda 2 kollu yapılmayışıdır. Yani bir grup hastaya vitamin C uygulanıp diğer bir gruba uygulanmadan karşılaştırma yapılmamış; eski verilerle kıyas yapılmıştır. Pauling ve Cameron ise, tedavi edilemeyecek durumdaki hastalara tek bir gruba damardan vitamin C verip benzer özellikteki eski verilerle kıyaslamışlardır. 
 
1980’lere geldiğimizde Mayo Clinic’ten Moertel ve Creagan isimli iki bilim insanı, iki tane çalışma yaptılar. Vitamin C’nin bağırsak kanseri tedavisindeki rolünü incelediler. Ancak Pauling’in yöntemiyle aralarında iki önemli fark vardı. Linus Pauling damardan yüksek doz C vitamini uygularken, Mayo Clinic araştırmacıları sadece ağızdan ve kısa süreli olarak C vitamini uyguladılar. Çalışma tasarımları ise Pauling ve Camerondan farklı olarak iki kollu idi. 
Bu yaklaşımları ile Pauling ve Cameronun eleştirildiği konudan farklılaşmakta ve çalışmalarının daha değerli bilgiler içerdiği iddia edilmekteydi. Bu nedenle yaptıkları çalışmalar, makale olarak çok bilinen bilimsel dergilerde yer aldı (NEJM; New England Journal Of Medicine). 
 
Bilim dünyası bir tarafa Linus Pauling’in çalışmasını koydu: 
· Tek taraflı bir çalışma
· Kıyaslandığı bir grup yok
· Kıyaslama geçmiş deneyimlere dayalı
 
Diğer taraftada Mayo Clinic’ten Moertel ve Creagan vardı:
· Randomize edilmiş
· Kıyaslama iki grup arasında
· Güncel yapılan kıyaslama
· Doktor kime, ne ilacı verdiğini bilmiyor 
 
Bilimsel olarak kabul gören ikinci çalışma ile Vitamin C’nin hiçbir işe yaramadığı sonucu ortaya çıkmıştı. O dönemde bilim dünyası Linus Pauling’i dışladı. 
 
Bu iki çalışmanın birbiriyle olan çelişkisi sonucunda Vitamin C’nin tedavi fonksiyonlarının keşfedilmesinin önü tıkandı. Bu gerçekten bilim dünyası için en önemli zaman kayıplarından bir tanesi oldu. Çünkü geriye dönüp, daha önce de Moertel ve Creagan’ın, yani Mayo Clinic’in bu çalışmayı nasıl yaptığını değerlendirdiğimizde çok ilginç bir şey ile karşılaştık… 
 
Bu iki çalışma arasındaki en önemli fark Pauling ve Cameron tedavilerini Damardan 10 gr şeklinde ve uzun süreli uygulamışken, Moertel ve Creagan tedavilerini sadece ağız yoluyla ve kısa süreli (2.5 ay) olarak uygulamışlardır. Bu noktada da bilim dünyasının en önemli tartışmalarından biri başlamış oldu.
Moertel ve Creagan’ın yaptığı çalışmanın hemen akabinde Moertel, başka bir ilacın kolon kanserinde çok başarılı sonuçlar verdiğini yayınladı ve o ‘Levamizol’ isimli ilaç, bağırsak kanseri tedavisinin standardına girdi. 
 
Bu gelişme pek çok soruyu akla getirdi:
· Levamizol denen ilacın patentli ve bir firma tarafından üretiliyor olması sebebiyle acaba patent gerektirmeyen ve çok para kazanılamayacak Vitamin C bu ilaca kurban mı edildi?
· Moertel ve Creagan bu çalışmayı dizayn ederlerken oral uygulamayı niye özellikle tercih ettiler?
· Kısa süreli uygulama yapmalarının sebebi neydi?
· Vitamin C’nin bu tasarım şekli ile uygulandığında işe yaramayacağı bilerek mi yola çıktılar?
· Pauling gibi bir örnek bir bilim adamı varken, onun araştırmalarını özellikle mi göz ardı ettiler?
· Gerçekten değerlendirme ve inceleme yapmadan amatörce mi bu çalışmaları yapmışlardı ?
 
1989’a geldiğimizde Vitamin C tartışması, özellikle Vitamin C’nin bilimselliğine inanan bir grup tarafından devam ettiriliyor ve sıcak tutuluyordu. Hiç beklenmeyen, sürpriz bir gelişme oldu. Moertel ve Creagan’ın çalışmalarını gerçekleştirerek, Vitamin C’yi saf dışı bıraktıklarını düşündükleri yer olan Mayo Clinic’in biyoloji ve moleküler biyoloji öğrencileri, mezuniyet törenlerine Linus Pauling’i davet ettiler. Ve Mayo Clinic’teki mezuniyet töreninde konuşmayı Linus Pauling yaptı. Öğrenciler hem Pauling’i onore ettiler, hem de Vitamin C’yi yüceltmiş oldular. 
 
Bu davetin hemen sonrasında Linus Pauling ve çalışma arkadaşı Hermann istatistiksel metot olan Hardin Jones kriterleri ile çalışmaları incelemeye karar verdiler. Bu metot sayesinde, yapılmış ilaç analizlerinin etkinlik çalışmalarının değerlendirip bu çalışmanın ne kadar doğru veri verdiğini, kıymetli ve güvenilir olduğunun analizini yaptılar. 3 tane kriter belirlediler. Ve bu 3 kriterin 3’ünü de tutan çalışmalar kıymetli çalışmalar olarak değerlendiriliyordu. Bu metotla 200’ün üzerinde çalışmayı analiz ettiler. Ve neredeyse bunların tamamı, bu 3 kriteri de sağlıyordu. Bir çalışma hariç… Merak ettiniz değil mi?
 
Evet tahmininiz doğru… MOERTEL’in Vitamin C çalışmaları hatalı olarak dizayn edilmişti ve sonuçları yok sayılmalıydı. Pauling bu bilimsel çalışmalarını da NEJM dergisine gönderdi ama gösterecek bir gerekçe olmaksızın yayınlamamayı tercih ettiler. Ancak bu yayınlarını Amerikan bilimler akademi dergisinde yayınladılar (L Pauling and Z S Herman PNAS September 1, 1989. 86 (18) 6835-6837).
 
Pauling vitamin C nin plasebodan farklı olmadığı bu yayınlarla söylenemez dedi. Ve buna cevap verilemedi. Çünkü Moertel kurt ilacı olan Levamisole FDA onayı almakla meşguldü, amacına ulaşmıştı. 
Pauling, bu konularla ilgili olarak kitabında şöyle yazmıştı;
 
 
‘’Mayo Klinik doktorları benimle bu konuları tartışmayı reddettiler. Bence bunlar bilim insanı değil, gerçeği aramaya adanmış değiller. Sanırım bunlar kendilerinden utanç duyuyorlar ve konunun unutulmasını tercih ediyorlar. Mayo klinik eskiden önemli bir prestije sahipti. Ancak bu süreç bana gösterdi ki artık hak etmiyor.’’ 
Pauling, Nasıl Uzun Yaşanır ve İyi Hissedilir (Pauling 1986)
 
Ancak Paulingin 80 yaşında sarf ettiği bu emeklerle Vitamin C ile ilgili pek çok çalışmanın yolu açılmış oldu. Japonya’da, Almanya’da ve daha başka ülkelerde de çalışmalar devam etti. 
 
2015’in sonunda yayınlanan bir çalışmada Bilim İnsanı Lewis Cantly, Vitamin C’nin özellikle KRAS ve BRAF geni mutant, yani değişime uğramış bağırsak kanserli tümörlerde hücrenin içine girip, tümörü seçici olarak öldürdüğünü gösterdi. Hemen arkasından 2017 Nisan ayında Iowa Üniversitesi’nden Dr Allen ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalarda, Vitamin C’nin tüm etki mekanizmaları çok net bir şekilde ortaya konuldu. Dahada önemlisi yıllarca Pauling karşısında olan American Kanser Enstütüsü Iowa üniversitesine Vitamin C bin kanser çalışmalarını desteklemek amacıyla 9,7 milyon dolar bağış yaptı.
 
Vitamin C’nin Etkileri
 
Vitamin C bağırsaklardan emilirken çok sıkı kontrol edilir. Çok sıkı kontrol edildiği için, ağızdan 1gr da alınsa, 1 çuval da yenilse kanınıza geçen miktar çok düşük bir düzeydedir. Bu konsantrasyonda Vitamin C’nin etkisi antioksidan özellik gösterir. Tümörlerde doktorlar antioksidan kullanılmasını istemezler. Çünkü tümör sürekli asit ürettiği için oksidasyon yüksek düzeydedir. Bu oksidasyonun temizlenmesi tümörün işini kolaylaştırabilir.
Vitamin C, damardan uygulandığında ise pro-oksidandır. Yani, hidrojen peroksit, oksijenli su üreten bir hale döner. Hidrojen peroksiti güçlü bir temizlik ajanı gibi düşünürsek; çamaşır suyuna benzetebiliriz. Daha da ilginç olanı, C vitamininin ürettiği hidrojen peroksit, seçici olarak sadece tümörlü hücrelerin etrafında üretilir ve tümöre direk toksik etki yapar. Sadece kanser hücrelerini öldürür; normal hücreleri öldürmez. Bu sebeple, damardan yüksek doz Vitamin C demek, artık sadece bir vitaminden değil, bir ön ilaçtan bahsediyoruz, anlamına gelmektedir. Farmakolojik dozdaki damardan verilen Vitamin C, bir ön ilaçtır. 
 
Vitamin C normal hücre ile kanser hücresini nasıl ayırt edebiliyor?
 
Vitamin C’nin, normal bir hücre ile kanserli bir hücreyi ayırt edebilmesinin birinci sebebi, kanımızda ve dokularımızda bulunan Katalaz enzimi. Katalaz Enzimi, hidrojen peroksiti yani oksijenli suyu hızla su ve oksijene dönüştürür. Ancak bu enzim kanser hücrelerinde neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu sebeple kanser hücreleri, normal hücreler gibi hidrojen peroksiti ortamdan uzaklaştıramazlar.
 
İkinci sebep ise, metallerle hidrojen peroksit birleşince direkt serbest oksijen radikalleri oluşturarak, tümör DNA’sına atak eder ve öldürür. Normal hücrelerde demir molekülü, kanser hücrelerine göre daha azdır. Demir, kanser kök hücrelerinin de hayatta kalmasını sağlayan elementlerden bir tanesidir. Artmış demir, hidrojen peroksitle birleşince, seçici olarak kanser hücrelerini öldürmektedir. 
 
Vitamin C’nin Biyolojik Yapısı
 
Vitamin C çok ilginç bir moleküldür. Şeker ile %90-95 benzerdir. Vitamin C alan kişilerde kan şekeri ölçülürse oranı yüksek çıkmaktadır, çünkü bir çok makina şekerle vitamin C’yi ayırt edemez. Kanser hücreleri, oksijen kullanmaz; şekeri normal bir hücrenin 200 katı fazla kullanarak, sadece şeker ile beslenir. Bu nedenle damardan Vitamin C verildiğinde, aynı şeker gibi kanser hücrelerinin içine girer. 
 
Kanserli hücreleri saptamak için çekilen PET CT/MR’ın teknik çalışma sistemi ile aynı şekilde düşünebilirsiniz. PET Filmi çekmek için şekere flor bağlanır. Bağladığımız flor, kanserin yerini gösteren bir sinyal gibidir. Florlu şekeri damardan verdiğinizde bütün şeker kanser hücreleri tarafından çekilir ve flor bağlı olduğu için filmde parlar. Ve o parlayan hücrelere tümör tanısı konur. Bu nedenle, Vitamin C’nin kanserde çok önemli bir rolü vardır.
 
 
 
Vitamin C’nin Yan Etkisi var mıdır?
 
Çok yüksek dozlara dahi çıkılsa Vitamin C, suda eriyen bir vitamin olduğu için, fazlası idrarla atılır. Sadece iki kural vardır:
1. Böbrekler sağlıklı çalışıyor olmalı. 
2. Kanda oluşan hidrojen peroksiti uzaklaştıran normal hücrelerdeki Glikoz-6-fosfat Dehidrogenaz enzimin normal olmalı
 
Bu kurallar geçerliyse, Vitamin C’nin yan etkisi neredeyse hiç yoktur denebilir. Doktor tarafından kanser hastasına istenilen dozda uygulama yapılabilir.  Sağlıklı insan için yüksek dozlara çıkılmasına gerek yoktur. Kanser hastası’na yüksek doz uygulanmasının amacı, farmakolojik dozun kanda hidrojen peroksit oluşturmasıdır.
Yalnız damardan alımda Vitamin C konsantrasyonu yükselince bazı hastalarda rahatsızlık duyulabiliyor. Bu sebeple önce 15 gr gibi bir test dozu uygulanmalı. Bunu yan etkileri görmek için yapılan bir alerji testi olarak düşünmemek lazım. Sadece başlangıç dozunu ayarlamak için, referans noktası belirleniyor. Daha sonra Vitamin C’nin dozu yavaş yavaş arttırılıyor. Örneğin hedef doz 100gr ise doğrudan 100gr uygulanmıyor. Önce 25gr ile başlanıyor. Daha sonra 50gr, 75gr ve 100 gr’a çıkılıyor. 50 gr’ın üzerindeki hedef dozları kesinlikle ilk uygulamada başlanmıyor. 
 
Vitamin C idrara çıkmayı çoğalttığı için susatan bir etkiye sahip. Bu sebeple, uygulama öncesi hastalara mutlaka su içmeleri öneriliyor. Ayrıca Vitamin C infüzyonu sırasında, hastalara mutlaka oksijen de veriliyor. Böylece içeride oluşan serbest oksijen radikallerini arttırarak, Vitamin C’nin daha etkin olması sağlanıyor. 
Yüksek dozda vitamin C ürünleri 2010 dan itibaren Kanada da, Şili de, Yeni Zellanda da onaylıdır. Ayrıca 2017 yılında Amerika’da FDA tarafından 25 gr/50 ml’lik flakonlar onaylanmıştır. FDA raporlarında 187 gr/gün dozuna kadar güvenli olduğu belirtilmiştir.  
 
Vitamin C’nin İlaç Etkileşimleri
 
 
Vitamin C, kanser hastalarının tedavisinde kemoterapi ajanlarıyla kullanıldığında daha da başarılı sonuçlar alınıyor. Vitamin C’nin kemoterapinin etkisini arttırıyor. Kullanılamadığı bazı kemoterapi ilaçları da var. Bunun sebebi yine böbreklerin çalışmasına bağlı olarak açıklanıyor. Vitamin C, birlikte kullanılabildiği kemoterapi ajanlarının yan etkilerini de azaltmaktadır. 
 
Özellikle bazı kanser tiplerinde akıllı ilaçlar kullanılmaktadır. Mesela bağırsak kanserlerinde akıllı ilaçlar yoğunlukla tercih edilmektedir. EGFR yolağına bakarak, KRAS genine bakarak, buna göre etkili ilaçlar seçilmektedir. Bu ilaçlar, Vitamin C ile birlikte uygulanırsa, çok daha iyi sonuçlar alınabilmektedir.
 
Riordan Klinik, Vitamin C uygulamasını en sık gerçekleştiren, en çok vaka sayısını sahip kliniklerden bir tanesidir. Ama Iowa Üniversitesi’nde Dr Allen’ın yaptığı çalışma, Vitamin C’nin bütün etki mekanizmalarını gösterdiği gibi bütün çalışma prensiplerini da açığa çıkarmıştır. Kanser hastalarında kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte hem akciğer, hem beyin tümörlerinde, damardan yüksek doz Vitamin C uygulamasının güvenli ve etkin olduğunu kanıtlamıştır. Yapılan çalışmaların hem faz1, hem faz 2 sonuçları yayınlandığında, tıp dergilerinde geniş yer almıştır. 
 
Kansas eyaletinde yüksek doz vitamin C tedavisi hem Riordan Klinikte hemde Kansas Üniversitesinde uygulanmaktadır. Kansas üniversitesinde Vitamin C infüzyon Kliniği vardır.  Bu hastanenin önemli isimlerinden Dr. Levin, Kansas Üniversitesi’nin İntegratif Tıp Bölümü’nün başkanı ile beraber yaptıkları çalışmalarda Vitamin C’nin kemoterapinin tedavi etkilerini arttırdığını göstermişlerdir. Bu çalışmaların sonucunda Amerika’da 25 gr’lık Vitamin C preparatlarını, Kasım 2017 de FDA tarafından onaylanarak, ruhsatlı olarak kullanılmaya başlandı.
 
Sağlıklı İnsan Ve Damardan Vitamin C
 
Güney Kore’de Samsung Hospital’ın Vitamin C ile ilgili yaptığı çalışmalarda, sağlıklı insanlara belirli periyotlarla uygulama yapıldığında daha az hastalandıkları, daha hızlı iyileştikleri ve iş verimlerinin arttığı ortaya çıkarıldı. Bundan dolayı özellikle Amerika’da, Avrupa’nın bazı ülkelerinde, Güney Kore’de ciddi olmayan viral enfeksiyonlarda enfeksiyonlarda ve belirli periyotlarda damardan Vitamin C uygulaması yapılmaktadır. Kronik yorgunluk durumlarında alınabilecek bir tedavidir. Sağlık konusundaki etkisinin yanı sıra, Vitamin C, ergojeniktir; enerji verir. Ayrıca Endorfin salgılanmasına yardımcı olur. Kişiyi iyi hissettirir. 
 
FENTON REAKSİYONU
 
Kimya da Fenton reaksiyonları vardır. Fenton reaksiyonu kimyanın hizmet ettiği pek çok alanda; tekstilde, sanayiide gibi birçok alanda kullanılır. 
Temel mekanizmayı, ortamdaki hidrojen peroksit, H2O, demir +2, demir +3 dönüşümü esnasında verdiği elektronla hidroxil radikalleri oluşturur. Bunlar da beyazlatmada, temizlikte de kullanılır. Vitamin C ile ilişkisine baktığımızda; askorbik asit, yani Vitamin C doğada 2 elektronu verebilen tek moleküldür. İşte bu elektronu vermesi esnasında Demir +3, Demir +2 ye dönüşür. Ve dönüşen bu Demir +2 tekrar Demir +3’e dönüşürken ortamda askorbik asit tarafından oluşturulan hidrojen peroksit, ortamda hidroksil radikallerin oluşmasını sağlar. Yani Vitamin C, önce hidrojen peroksit, daha sonra da hidroksil radikalleri oluşturur. 
 
Normal dokularımızda da hidrojen peroksit oluşabilir. Ama mevcut enzimlerimizle hızlıca suya ve oksijene dönüştürür. Katalaz adı verilen enzimler, kanserli dokularda olmadığı için, kanserli dokular Vitamin C askorbik asit tarafından oluşturulan hidrojen peroksiti uzaklaştıramazlar. Sonuç olarak, siz infüzyon yapıldığında askorbik asit elektronunu vererek hidroksi askorbata dönüşürken demir +3, demir +2 dönüşümü hidroksi radikalleri oluşuyor. 
 
Kanser hücrelerinde fazla olan demir molekülleri daha çok hidrojen peroksit ile etkileşime sebep oluyor. Katalaz enzimi de eksik olduğu için, oluşan hidroksil radikalleri seçici olarak kanser hücrelerine etki yapıyor. İşte buna diğer bir adıyla, indirgenmeden dolayı intravenöz C Redox Kemoterapisi deniyor.  
 
Özetle Fenton Reaksiyonu;
· Askorbik asitin dihidroksi askorbata dönüşümü esnasında ortamda oksijen varlığında hidrojen peroksit oluşuyor. 
· Vitamin C şekere çok benzediği için, şeker kanalından giriyor. Aynı dönüşüm kanser hücresinin içinde de oluşuyor. 
· ‘Labile iron pool’ denilen artmış demir havuzu ile birlikte, oluşan hidroksil radikaller doğrudan DNA’ya ve mitekontriye hücum ediyorlar ve seçici olarak kanser hücrelerini öldürüyorlar. 
 
Vitamin C tedavisi seçici olarak kanser hücrelerinde serbest oksijen radikalleri oluşturarak kanserli hücrelerin hasar görmesini sağlarlar. 
 
2017’nin Cancer Cell Dergisi’nin Nisan sayısında, Dr. Allen ve arkadaşlarının çalışması bu konuyu detaylı olarak incelemiştir. 
 
İntravenöz (Damardan) Vitamin C Nasıl Uygulanır?
 
Vitamin C uygularken özellikle, infüzyon setinin ışıktan korumalı olması lazımdır. Bunun için özel renkli bir set kullanılır. Ayrıca Vitamin C açıkta bırakıldığında çok hızlı bozulan bir vitamin olduğu için, serum torbasının da ışıktan korunması gerekir. 
 
Vitamin C’nin etkisi yaklaşık 24 saat sürer. Özellikle antiviral enfeksiyona karşı bağışıklık sistemini güçlendirir. Uygulamanın ertesi gününde daha bir iyilik hali veriyor. Hastalık söz konusu ise iyileşme sürecini hızlandırır.
 
Onkolojik tedaviler yaparken çok daha yüksek dozlar uygulanmasının asıl amacı, bağışıklık sistemini güçlendirmekten öte, direk olarak tümörü öldürme etkisinden faydalanmaktır.
 
Vitamin C’nin fazlası vücutta tutulmaz, idrar yoluyla atılır. Saf Vitamin C idrarda koku yapmaz.
 
“Well Being” adı altında çalışan sağlıklı yaşam merkezlerinde yüksek doz Vitamin C olarak verildiği söylenen uygulamalarda paraben içeren ürünler kullanılabilmektedir. Yüksek dozlarda vitamin C uygulanırken yüksek dozlarda parabenlere de maruz kalabilirsiniz. 
 
Vitamin C’nin kanda kalma süresi 8 saati geçmemektedir. Daha yüksek dozlar verilse bile bu süreç sadece biraz daha uzar. Eğer gerçekten Vitamin C aldıysanız hemen idrara çıkma ihtiyacı hissedersiniz.