KANSERE SICAK DOKUNUŞ

Kanserin genetik analizini yaparak kanserde değişen biyoloji ortaya konarak tedavi dizayn edilmelidir. Kanser hücrelerinin hepsi aynı değildir bilakis farklıdır. Kar taneleri gibi düşünün biz hepsine kar diyoruz ancak yakından baktığınızda her kar tanesi nasıl farklıysa kanser hücreleri de farklıdır. Biz hepsine kanser diyoruz ancak sonsuz sayıda farklı hücre topluluklarını kastediyoruz. Bu nedenle kanser tedavisi tek bir ilaçla veya yöntemle değil kombinasyonlarla yapılmalıdır ve öyle de olacaktır. Elimizdeki güçleri birleştirebildiğimiz ölçüde daha başarılı olacağız.
 
 
  • İmmünoterapi + Hipertermi + Akıllı ilaç + Yüksek Doz Vitamin C
  • Akıllı ilaç + Hipertermi + Yüksek Doz Vitamin C
  • Akıllı ilaç + Bitkisel moleküller
  • İmmünoterapi + Yüksek Doz Vitamin C
  • Akıllı ilaç + Moleküler Tanımlanmış Diyetler
Bu listeyi uzatmak mümkündür. Ancak unutulmaması gereken nokta tüm yöntem ve metodların bir araya uygun şekilde getirilebilmesidir. Hem Kişiselleştirilmiş kanser merkezi hemde İntegratif tedavi yöntemlerinde öncü olan kliniğimizde hastalarımızın hayatına dokunabilecek tüm yöntemler uygulanmaktadır. 
 
Isı tedavileri yüzyıllardır kullanılan yöntemlerdir. Hamamlar, kızılderililerin ısı çadırları ve benzeri örnekler geleneksel tıpta kullanılan tedavilerdir. Günümüzde de hiperterminin ismini çok fazla duyar olduk. Artık bilimsel makalelerde ismi sıkça geçiyor. Kanser hastalarında da yoğunlukla kullanılan Hipertermi, çok ciddi başarılar sağlanan bir tedavi şekli olarak modern tıp  literatüründe de yer edinmiştir.  
 
Tarihte tedavi için vücut ısısının artırılmasına yönelik pek çok belge ve söz vardır. Felsefenin doğuşuna imza atan doğa filozoflarından Parmenides “Bana vücudun ısısını arttırabileceğim imkânı verin bütün hastalıkları iyileştireyim.” Demiştir. Bu sebeple hipertermiyle uğraşan doktorlara bazen Permenian doktorlar da denir. 
İnsanoğlu binlerce yıldır vücut ısısının arttırılmasıyla bazı hastalıkların iyileştirilebileceğini, hatta bazı dönemlerde bütün hastalıkların dahi iyileştirilebileceğini düşünmüşlerdir. Isı artşı ile bağışıklık sistemimiz daha iyi çalıştığı bilinmektedir. Vücut ısısı arttığında lenfositlerinizi, nötrofillerinizi; yani bağışıklık siteminizin savaşma ve hareket kabiliyeti çok daha artmaktadır. 
Kanser hücrelerinin yapıları normal hücrelerden farklıdır. İlk defa 1800’lü yılların sonunda, Mr. Coley New York Kanser Hastanesinin Baş Hekimi olarak çalışırken çok ilginç bir gözlem yapmıştır. Enfeksiyon hastası olan hastalarda tümörlerin gerilediğini ve bu hastaların daha uzun süre yaşadığını görmüştür. Ve bunun üzerine özellikle Erizipelli (yılancık hastalığı) hastalarda bunu fark etmiş ve ateş, enfeksiyon ile kanser arasındaki bağlantıyı kullanmıştır. Daha sonra hastalardan elde ettiği bu enfekte materyalleri özel bir solüsyon yapmıştır. Coley toksini dediğimiz bu solüsyonu tümörün içine enjekte etmiştir. Bugünkü bilgilerimizle bu çalışmayı değerlendirdiğimiz zaman hem immünoterapi yaptığını, hem de tümörün içine farklı bir antijen enjekte ettiğini görebiliyoruz.
Sonuç olarak, hem toksin enjekte ettiği için ateşi yükseltmiş; böylece vücudun savaşma kabiliyetini arttırmış ve bu uygulamanın yapıldığı hastalarda çok daha başarılı sonuçlar almıştır. Bu hastalarından bir tanesi de Zola’dır. Zola bu tedavi ile tamamen iyileşmiştir. Bu çalışma ile onu başarılı bir şekilde tedavi olmasını sağlayan kişi de Mr. Coley’dir. O günden sonra ateş ve kanser arasındaki ilişki hep ilgi çekmiştir. 
1960’lı yıllarda kemoterapilerin gelişmesinden sonra, kemoterapilerin kanser hücrelerine ulaşmasında bir sıkıntı gözlenmiştir. Kemoterapi ajanlarının kullanımındaki bu aksaklık, kanser hücrelerinin yapısal farklılıkları ortaya koymuştur. Bu noktada, 3 önemli soruya bir arada cevap verelim:
 
Kanser Hücresi nedir? 
Normal hücreden farkı nedir? 
Kanser nedir? 
 
Normal hücrelerimiz besin olarak şekeri, yağı ve bazı proteinleri kullanabilir. Bunlar hücrenin içine girer. Yağlar ve proteinler direkt enerji fabrikamız olan mitokondrilerde yakılabilirken şeker 6 karbonlu bir bileşiktir.  Bu 6 karbonlu bileşik hücrenin içine girer ve önce 2 tane 3 karbonlu bileşiğe dönüşür. Buna fermantasyon veya tıbbi adıyla glikoliz denir. Oluşan bu 2 tane 3 karbonlu molekül, daha sonra yakılmak üzere enerji fabrikası mitokondriye yönlendirilir ve burada oksijenle birlikte yakılır. Hücrenin dışına su ve karbondioksit çıkar. Onun için biz oksijen alırız, karbondioksit veririz; su da zaten vücudumuzun gereksinimidir ve fazlası idrarla atılır. Bu bir enerji elde etme yöntemidir. Yani insanoğlu karbon bazlı yakıtla çalışan bir varlıktır. 
Bir şekilde hücreler oksijene ulaşamadan sadece glikozla beslenmek zorunda kalırlarsa veya bir mutasyon olup da bu yola giderlerse, sadece şekeri kullanmak zorunda kalırlar. Normalde oksijenle yaktığımızda 1 molekül glikozdan 38 ATP birim enerji elde ederiz. Ama oksijeni kullanmazsanız (mitokondriyi kullanmazsanız) 1 molekül glikozdan sadece 2 birim ATP elde edebilirsiniz. Yani sadece fermantasyona sebep olur.
Bir örnek vermek gerekirse, ‘kramp girmesi’ ne demektir? Vücutta belirli bir noktaya yeterince oksijen gidemediğinde hücre glikozu alır, fermantasyonla yakar ve 2 birim enerjisini elde eder. Hücrenin dışına bu kez karbondioksit ve su yerine asit çıkar. Kramp nereye girdiyse, o acıya neden olan hücre dışına çıkan laktik asittir. Yorgunluk asiti de denir. 
Kanser hücresine metabolik olarak baktığınızda, sadece şekeri normal bir hücrenin yaklaşık 200 katı tüketmesinin nedenini şu şekilde açıklayabiliriz:
Kanser hücresi 1 şekerden 2 birim enerji elde eder. Çok fazla şeker kullanmalıdır ki enerjisini sağlayabilsin; hayatta kalabilsin. Onun için normal bir hücrenin yaklaşık 200 katı enerji kullanır. Ve mitokondriyi kullanmadığı için hücrenin dışına sadece asit çıkar. Oksijene ihtiyacı yoktur. Peki bu kadar şekeri nasıl kendisine taşır? Bir sürü yeni damar yaparak, lojistiği sağlar. Pet çekildiğinde, sadece şekerle beslenen bir hücre oksijene ihtiyacı olmayan bir hücre, şekeri kullanıp hücrenin dışına sürekli asit atan bir hücre ve bir sürü yeni damar yapmış bir hücre görürsünüz. Etrafında asitten bir deniz olduğu için, o ortama uyum sağlamış bir hücreyle karşı karşıyasınız demektir. İşte bu tümör kanser hücresi, oksijene ihtiyaç duymadan yaptığı kan damarları ile başka organlara gider. İhtiyacı olan şekeri de oluşturduğu laktik asiti kullanarak, tekrar karaciğerde şekere döndürür. Kanser hücresi, siz şeker yemeseniz de şeker ihtiyacını karşılayabilir. İşte sorun bu noktada başlıyor... 
Sürekli dışına asit atan hücrenin hücre duvar yapısı da farklıdır. Bu sebeple verilen herhangi bir ilaç, tümör hücresinin içine girmeden önce bu asit ortamı geçmeli, sonra hücrenin duvarını geçmeli ve hücrenin içine girmelidir. Hipertermi’nin önemli rolü de burada başlar. Kanser hücresinin kalın yağlı duvarı, asitli ortama dayanabilmek için geliştirdiği savunma mekanizmasıdır. Eğer hücrenin olduğu ortam ısıtılırsa, hücre duvarını erimeye başlar. Eriyen hücre duvarı sayesinde hücre duvarının geçirgenliği bozulur. 
 
 
Hipertermi ile Radyoterapi ve Kemoterapi Uygulaması
 
Kemoterapi, radyoterapi ve hipertermi birbirlerini tamamlayan tedavilerdir. Hücre duvarının geçirgenliği bozulunca,
1) Hücre asitten etkilenmeye başlar
2) Verilen ilaçlar artık hücrenin içine nüfuz eder. 
3) Damarlar genişlediği için daha çok ilaç hücre içine işler.
4) DNA sına hasar yaptığınızda tümörün DNA Polimazlar ile kendini hemen onarır. Ancak bunlar ısıya en hassas enzimler oldukları için, hipertermi ile devre dışı kalırlar. Bunlar devre dışı kalınca, kanser hücrelerine yönelik yaptığınız hasar da kalıcı olur. Yani kemoterapi ve radyoterapiyle birlikte kullandığınızda hipertermi, hem kemoterapinin, hem de radyoterapinin etkinliğini yaklaşık 2-5 kat arasında arttırmaktadır.
 
Hipertermi ile Radyoterapi, Kemoterapi ve Vitamin C Uygulaması
 
Bir tümöre yönelik tedavide, ilk vuruşunuzda ne başarı sağladıysanız o başarınız en iyisidir. Bir sonraki denemede o kadar büyük başarı sağlama şansınız çok daha azdır. Bu sebeple tedaviye başlamadan bir analiz yaparak, amaca yönelik, kansere karşı strateji en baştan koyulmalıdır.  Bu konuların en baştan hasta ile oturulup konuşulması ve hangi aşamada nasıl bir strateji uygulanacağının anlatılması gerekir. 
Örneğin, hastanın tümör yükü mü fazla? O zaman önce tümör yükünü azaltmak için kemoterapi ya da radyoterapiyi veya ikisi ile birlikte Vitamin C ve hipertermi hepsini bir arada mı veriyorsunuz? Tümör yükünü azalttıktan sonra ne planlıyorsunuz? Ameliyat mı, immünoterapimi planlıyorsunuz? Başka bir yaklaşımınız mı var? Yol haritası her zaman hasta ile paylaşılmalı. Kanser tedavisinde deneme yanılma yöntemi diye bir seçenek olamaz. Kanser hastasının hayatının yeniden düzenlenmesini gerektiren multi-disipliner bir yolculuktur tedavi süreci… 
En çok da bu sebeple, en baştan hastaya özgü bir planlama, hastanın psikolojisini de bu şekilde ayarlama, hastanın davranışlarını değerlendirme ve hastanın davranışlarıyla psikolojisini etkileyecek konularda doğru planlamanın en baştan yapılması gerekiyor.
Kemoterapinin etkisini arttırarak da etkili bir tedavi ve daha iyi bir yaşam kalitesi elde edebilmek için Vitamin C ve bununla birlikte hipertermi kullanılır. Vitamin C ve hipertermi, kanser tedavisinde tek başına önerilmez. 
Akciğer hastalarında ve serviks tümörlerinde radyoterapi tedavisinin hemen arkasından lokal hipertermi verilir. Böylece radyoterapinin etkisi ve kemoterapinin etkisi yaklaşık 2-5 kat artar; hipertermiyle birlikte daha başarılı bir tedavi yapmanın yolu açılır. Hasta ile ilgili kişisel analizler ve tetkikler yapılarak en uygun tedavi belirlendiği sürece, ciddi bilgi birikimine sahip uzmanlar tarafından uygulanan Hipertermi’nin, neredeyse hiçbir yan etkisi yoktur.
 
Kaç Çeşit Hipertermi Uygulaması Var?
 
Hipertermi, her tümörde kullanılabilir. Nasıl MR’da mayetik alanları, elektriksel özellikleri farklı olsa da tümörleri görebiliyorsunuz; aynı şekilde farklı  bölgelerin tümörlerinin ortak özellikleri nedeniyle  hipertermi etkili olmaktadır.
Hipertermi’yi 2 ana gruba ayırılıyor. Birincisi, tüm vücut hipertermi; bütün vücudun ısıtılması sonucunda yapılan bir tedavi şekli… İkincisi de, lokal hipertermi; sadece tümör bölgesine yapılan tedavi şekli. 
Lokal Hipertermi özellikle radyoterapi ve kemoterapi ile daha etkilidir. Akciğer ve rahim ağzı gibi tümörlerde radyoterapi ile birlikte lokal Hipertermi uygulanır. Beraber uygulamalarda radyoterapiden sonraki 1 - 2 saat içinde mutlaka lokal hipertermi alınması önerilmektedir. Ancak koşullara göre 4 saate kadar da uygulanabilir. 
 
Beyin hariç diğer dokularda önce radyoterapi sonra lokal hipertermi önerilir. Kemoterapi ajanlarında ajana göre de zamanlamalar değişebiliyor. Ancak beyinde özellikle radyoterapi ile birlikte uygulama yapılmamakta ama kemoterapiyle birlikte uygulanabilmektedir. Buradaki amaç, Hipertermi ile beynin ısısını arttırmak değildir. Beyin tümörlerinde, daha çok Hipertermi’nin oluşturduğu elektromanyetik alan etkisinden yararlanmaya çalışılmaktadır. 
 
Kliniğimizde lokal hipertermi olarak Celsius42 TCS sistemleri kullanılmaktadır
 
Bu konuda, Almanya’da yaşayan Dr. Hüseyin Şahinbaş’ın, özellikle çocuk hastalar üzerinde yaptığı ve yayınladığı çok önemli ve başarılı çalışmaları mevcuttur. Günümüzde, taşınabilir, elektriksel mekanizmalarla beyin tümörlerinde etkili ve hatta sürekli hastaların üzerinde taşınabilen yeni sistemler de geliştirilmekte ve FDA tarafından onay almaktadır.
 
Hipertermi Hangi Çeşit Tümörlerde Kullanılır?
 
Tümörler 2 temel gruba ayrılıyor. 
1. Solid tümörler: Organlardan kaynaklanan 
2. Kan hücrelerinden kaynaklanan 
Hipertermi solid tümörlerde kullanılabiliyor. Lösemi hastalarında henüz kullanımı yok.
 
Sağlıklı İnsanlarda Hipertermi Kullanımı
 
Local hipertermi sağlıklı insanlara uygulanmaz. Ama fizik tedavilerin önemli bir parçası da ısı tedavisidir.  Diyatermi cihazları zaten fizik tedavide de kullanılan cihazlardır; yine ısı ve radyo frekans dalgaları eşliğinde hareket ederler. Tabii ki kanserde kullanılan cihazların özellikleri ile fizik tedavide kullanılanların özellikleri farklıdır. Ancak tüm vücut hipertermi dendiğinde bambaşka bir mekanizmadan bahsetmek mümkündür. 
 
Tüm vücut Hipertermi 4 ana gruba ayrılır: 
 
1. Termal Tedavi: Vücut ısısının 44 derecenin üzerine çıkartmak amaçlanır. Bu daha çok AIDS gibi viral hastalıklarda kullanılan bir tedavi yöntemidir. 
2. Ekstrem Hipertermi: Vücudun ısısını 42 derecenin üzerine çıkartmak amaçlanır. Burada lokal hipertermide tümör hücrelerinin ısısını 42 dereceye arttırdığımız gibi bütün vücudun ısısını 42 dereceye derecenin üzerine çıkartma mantığıyla hareket edilen kanser tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. 
3. Ateş Düzeyinde (Fever Range) Hipertermi: Ateş benzeri denilen hipertermi yöntemidir. Maksimum 39,5-40,-40,5 derecelere çıkılır; hedef yüksek değildir.
4. Orta Seviyede Hipertermi: Vücut ısısını 38,5 dereceye çıkartmak amaçlanır. 
 
Son Hipertermi çeşidi, onkolojik amaçlı değildir; diğer konularda kullanılan ısı arttırma yöntemleridir. Termalterapi ve ekstrem hipertermi yoğun bakım şartları ve çok ciddi düzeyde deneyim gerektirir. Ancak ‘’fever range’’ denilen ateş benzeri hipertermi ve orta hafifi düzeydeki hipertermi uygulamalarında ise yoğun bakım şartlarına gerek yoktur.  Türkiye’de ekstrem hipertermi ve termalterapi uygulanmamaktadır. Türkiye’de uygulanan, ateş benzeri denilen; yani vücut ısısının 40 derece 40,5 dereceye kadar çıkartılmasının hedeflendiği yöntemlerdir. Genellikle 39,5 derece yeterli olmaktadır. Buradaki amaç, bağışıklık sistemini harekete geçirmektir. 
Üstelik kemoterapiden 24 saat sonra, tüm vücut hipertemi uygulandığında vücut ısınız ve kan dolaşımı artar. Terleme başlar ve ter ile birlikte çok ciddi düzeyde kemoterapinin toksinleri atılır. Hipertermi sayesinde, hastalar kemoterapi sonrasını son derece rahat geçirirler. 
İkinci bir nokta da kemoterapinin kanser hücresine yaptığı hasardan sonra, tümörün antijenleri açığa çıkar. Kemoterapiden 24 saat sonra yaptığınız tüm vücut hipertermiyle bağışıklık sistemi hareketlendirdiği için, bağışıklık sistemi normal hücrelerden ayıramadığı tümör antijenlerini tanımaya başlar. Teksas Üniversitesi’nde yapılan çalışmalarda kemoterapi dozunu %30’a kadar düşürüp ertesi gün tüm vücut hipertermi yaptığınızda daha iyi sonuçlar alınabileceğine; hatta tam doz kemoterapiden bile daha iyi sonuçlar elde edilebileceğine dair bulgular da bulunmaktadır. 
Tüm vücut hipertermi miyozitlerde, kas hastalıklarında depresyonda kronik inflamatuvar hastalıklarda bağırsak hastalıklarında ülseritif kolitlere kadar birçok alanda kullanılmaktadır. Özellikle Lyme hastalığının en etkili tedavilerinden bir tanesidir.  
Hipertermi’nin anavatanı Almanya’dır. Hipertermi de kullanılan cihazlar Alman yapımıdır. Lyme hastalığıyla ilgili sağlık turizmi Almanya’da çok gelişmiş düzeydedir. Günde 3-4 hastaya hipertermi uygulayan sağlık merkezleri var. Ülkemizde de gelişmemesi için hiçbir sebep yoktur. Eğer SGK’nın ve özel sağlık sigortalarının listelerine bakarsanız, hipertermi tedavisinin ödeme listesinde olduğunu görürsünüz. Ancak ülkemizde bu konuyla ilgili yeterli bilgi birikimi ve yeterli deneyim yok henüz. İnsanlar bilmedikleri konuyu reddetmeyi tercih ediyorlar. Oysa Hipertermi, Japonya’dan Amerika’ya, Almanya’dan İsviçre’ye, Yunanistan’a, Meksika’ya kadar bütün ülkelerde uygulanmakta olan bir tedavidir. Ve Amerika’da, Japonya’da sigorta sisteminde, tedavi masrafları hastalara geri ödenmektedir. 
 
Bilim Hastalardan Öğrenilir?
 
Bilim ya da hekimlik, sadece kitapta yazanı uygulamaktan ibaret olmamalıdır. Bilimi uygulayan geliştirir. Bilim üretilmesi geliştirilmesi gereken bir olgudur. Hekimlik de, ilaç firmalarının prospektüslerinde yazanları en iyi uygulamaktan ibaret bir meslek olmamalıdır. Hastalar yaşadıkları ve yaşayabilecekleri sıkıntıları bireysel olarak deneyimledikleri için hekimlerden daha fazla araştırmacı olabiliyorlar. Daha fazla neler yapılabilir, seçenekler nedir, yenilikler nedir, çözüm bulabilmek için sürekli bir çaba içindeler. Hekimler de anlayışlı olmanın ötesinde, önlerine gelebilecek bilgileri değerlendirebilirlerse, gözlerinden kaçmış bir yeniliği ya da fikri öğrenme fırsatını bulabilirler. Amaç bilimi sağlık için hastanın hizmetine sunmak ise, bilgiyi göz ardı etme lüksünün kimseye ait olmadığı kolaylıkla söylenebilir.
 
Isı ile Hastalık Arasındaki İlişki
 
Vücut ısısının artmasının temel amacı, bağışıklık sistemin düzenlenmesine ve sistemin daha iyi çalışmasını sağlamaktadır. 
Bir araştırmaya göre hastalandığında ateş düşürücü kullanılan çocuklarda, ilerleyen yaşlarda bağışıklık istemlerinin daha kötü çalıştığı ve bazı hastalıkların daha sık görüldüğü fark edilmiş. Toplumuzda ateş yükselirse, nöbet olur, epilepsi, sara nöbetleri olur gibi inanışlar mevcuttur. Aslında ateşin bir miktar yüksek kalması, daha hızlı ve çabuk iyileşmeyi sağlayabilecektir. 
Isı hastalıklı bölgelere kullandığında hem kaslarda fizik tedavide, hem de kanser tedavisinde en önemli yardımcı tedavilerimizden bir tanesidir. Doğru kullanıldığında, mutlaka insan sağlığına pozitif yönde etki eder. Binlerce yıldır insanlık, ısıyı kullanmış ve özel cihazlar geliştirerek, vücudun daha iyi ısıtılması ve bazı dokuların, özellikle tümör dokularının ısıtılması için çalışılıyorsa, altındaki bilgi birikimi ve hastalara hizmet adına daha yaygınlaştırılması gerektiği de apaçık ortadadır. 
 
LOKAL HİPERTERMİ UYGULAMA
 
Hasta için lokal hipertermi kararını verdikten sonra, kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte de uygulanabilmektedir. Hastanın bilgileri ve datalarıyla sisteme kaydını yaptıktan sonra, öncelikle nasıl bir hipertermi uygulanacağı seçilir. 
 
Elektrotların Seçimi
 
 
Mesela bu bizim 15 cm’lik üst elektrotumuz. Bu kafa elektrotumuz… Yine aynı şekilde 15 cmlik alt ve 25 cmlik alt elektrotlarımız var. Eğer tümör derinde bir noktada ise iki eşit elektrot, bir tarafa daha yakınsa, yakın olan tarafta küçük elektrot kullanılır. 
Örnek:
Alttaki büyük elektrot 25cm.’lik ama hastanın lezyonu boyunda ise, tümöre yakın olan boyun bölgesine de 15 cm.’lik elektrot yerleştirildiğinde, enerji daha küçük elektrot ile sistem tarafından yoğunlaştırılır. Eğer lezyon daha derinde, mesela akciğerde ise, iki eşit elektrot kullanılır. Böylece tümöre yakın ya da uzak olan bölgelere göre de tedavi şeklini ayarlanabilmektedir.
Genellikle ilk uygulama süresi 20 dakika olarak seçilir. Bunun sebebi hem dokudaki kanlanmanın artması, hem dokunun adaptasyonunun sağlanması içindir. Sistem, enerji ve süre belirlendikten sonra hazır olduğunda bilgisayardan girilen veriler cihaza aktarılır. 
Cihazda da veriler, verilen enerjiler, verdiğimiz sistem doğru ise onayladıktan sonra hastanın hastalıklı bölgesinin tedavisine geçilir. Hastanın uygun gördüğümüz tedavi bölgesindeki deri ile elektrotun arasında bir şey kalmamalıdır. Deri ile elektrotun tam temasını sağlamak için sadece deiyonize su torbası koyulur. Daha sonra üst elektrot, tam alt elektrotun üstüne gelecek şekilde onaylanır. İlk “tık” sesini duyduktan sonra cihaz ikinci kez onay ister. Ve tedavi başlatılır. Sistem check eder ve ışık da yandığında cihaz bulunduğu alana, elektrotlar vasıtasıyla enerjiyi vermeye başlar.
Enerjinin hastada oluştuğunu da gözlemleyebilirsiniz. 13.56 Megahertz radyofrekans dalgası bu bölgede ve hastanın üstünde bir enerji alanı oluştur.  İçinde toz floresan olan lamba da 13.56 Megahertz ile yanmaktadır. Hastanın üzerindeki enerjiyi almaya başladıktan sonra lamba yanmaya başlar. Hastanın içinden geçen, etrafında enerji alanı oluşturan bu sisteme yaklaşınca yanan lamba, alanın dışına çıktığınızda kendiliğinden sönüyor.
Cihazda kalma süresi arttıkça enerji alanı genişlemez. Ancak sistemde enerjiyi yükselttiğinizde bir miktar daha genişleyebilir ama genellikle hastadan çok uzakta, etrafında çıkmaz. Temel enerjinin toplandığı alan, tümörün yani hedeflenen bölgedir. 
Hipertermi ile ısıdan bahsediyoruz. Ancak hastalar hiperterminin verildiği bölgede aşırı bir soğukluk hissettiğini söylerler. Hedef derin dokuyu ısıtmak olduğu için, yağlı dokular enerjiyi bir miktar emerler. Bundan dolayı sistemde, elektrotların altında çok özel bir soğutma sistemi vardır. Cildin soğuyup enerjiyi emmeden, enerjinin daha yoğun alt dokulara gidebilmesini sağlamak için ve cildin yanmasının engellenmesi için sürekli sistem soğutma yapar. Cihazın çıkardığı sesin çoğunluğu soğutma sisteminden kaynaklanır. Hem alt taraftan, hem üst taraftan elektrotun olduğu bölgeler, hastaya göre yüzey soğutma derecesi ayarlanarak, enerjinin tamamının iç bölgeye rahat bir şekilde iletilebilmesi sağlanır.
Daha yüzeyel tümörlerde bu işleri yaparken soğutma kullanılmaz. O zaman ısı ile birlikte soğutma ısısını da değiştirip daha çabuk etki etmesi sağlanabilmektedir. 
 
DİKKAT!
 
Hipertermi medikal estetik ile ilgili bir operasyon değildir. Hipertermi cihazı kansere yönelik bir tedavi cihazıdır. Yağ eritme amaçlı kullanılmaz. Lokal Hipertermi hiçbir zaman tek başına uygulanmaz. Mutlaka hekiminizin belirlediği kanser tedavisinin bir parçası olarak  uygulanır. Özellikle radyoterapiden sonra, kemoterapi ilacının cinsine göre, zamanlamalar da çok önemlidir. Tüm değişkenler belirlendikten sonra, daha etkili, daha başarılı bir sonuç almak için, hastanın tedavi şemasının içine hipertermi de adapte edilir. 
 
TÜM VÜCUT HİPERTERMİ UYGULAMASI
 
 
Kliniğimizde Heckel HT3000 Hipertermi sistemleri kullanılmaktadır (https://www.heckel-hyperthermia.com). 
 
Tüm Vücut Hiperterminin Başlıca Kullanıldığı alanlar;
Onkolojik Tedavilerle Birlikte, Kısaca Kanser Tedavisinin Bir Parçası Olarak
Fibromyalji, İskelet Sisteminin Kronik Ağrılı Hastalıkları
Kronik inflamatuvar Hastalılar (psoriasis, Neurodermitis, ankilozan spondylitis, astım gibi)
Kronik Enfeksiyonlar, Lyme Hastalığı
Depresyon
 
Tüm vücut Hipertermi’yi termalterapi, ekstreme tüm vücut hipertermi, ateş benzeri ‘fever range’ dediğimiz tüm vücut hipertermi ve hafif-orta düzeydeki hipertermi olarak sınıflandırmıştık. Hem bağışıklık sistemini güçlendirmek, hem de detoks etkisinden faydalanmak tüm vücut hipertermi yapılabilmektedir. 
 
Hastamızın başı dışarıda kalacak şekilde bütün vücut cihazın içine alınır. Burada 4 tane ultraviyole ağ üreten, yani güneş ışığının ultraviyole ağını taklit eden bir sistem kullanılır ve göğüs bölgesi hedeflenir. Çünkü damarların en yakın olduğu yer göğüs bölgesidir. Isı 2 cm derine kadar da indiği için oradaki damarlar ısıtılır.
 
Hastanın bütün parametreleri, hastanın vücut iç ısısı, tansiyonu, nabzı, solunum sayısı, oksijenasyon durumu, özellikle iç ısısı eş zamanlı monitörüze edilerek sürekli takip edilir. Aşağı tarafta da içerideki ısı sirkülasyonunu sağlayan ve vücudun eşit oranda ısınması için çalışan bir sistem mevcuttur. Hastaya daha önce tüm vücut hipertermi yapılmışsa, oradaki verilerini de aynı anda açıp ikisi arasında karşılaştırma yapılabilir. 
 
Vücut ısısını bağışıklık sisteminin en iyi çalıştığı 38.5 hatta 39’lara kadar çıkarmak amaçtır. Ancak vücudun ısıyı yükseltmeye karşı bir direnci vardır. Yani çalışmak istemiyor gibi düşünebilirsiniz. İnsanların enfeksiyon geçirdiği halde ateşlerinin çıkmadığını görürdünüz. İşte Hipertermi’yi bu noktada bunu bir nevi bir tatbikat, bir antrenman gibi düşünün. Her hipertermi tedavisinde vücut ısısı daha hızlı yükselmeye başlar. 
 
Sağlıklı insanlara yönelik uygulanan orta-hafif düzeyde hipertermi ve ısı benzeri ‘fever range’ dediğimiz hipertermi tedavisinin 2 amacı vardır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve detox etkisinden yararlanmak için. Kanseri atlatanların da aldığı tedavilerden sonra bağışıklık sistemini aktif tutulması gerekir. 
 
Ama kanser hastalarına yönelik “fever range’ ısı benzeri hipertermi, genellikle kemoterapiden 24 saat sonra yapılır. Bunun da iki amacı vardır. Kemoterapinin esas etkili olduğu dönem ilk 24 saattir. Bunu ertesi gün yaptığınızda, özellikle ateş 38.5 derecenin üstüne çıktıktan sonra, hastalar çok ciddi düzeyde terlerler. Terleme önemli bir detox yöntemidir ve vücuttaki toksinler bu yolla atılır. Birinci amaç, kemoterapinin toksinlerinin Hipertermi sayesinde vücuttan atılmasıdır. Hipertermi ile atılan ter odada garip bir koku bırakır. O teri bir çiçeğin dibine sıkın, çiçeğin kuruyup bozulduğunu görebilirsiniz.
 
İkinci etkisi ise 38.5’un üzerine çıktığınızda bağışıklık sistemi çok aktif olmasını sağlamaktır. Bir gün önce hastaya kemoterapi verdiğiniz için, kemoterapinin tümörde yarattığı harabiyetle tümörün antijenleri, tümörün farklı proteinleri ortaya çıkar. Siz ertesi gün bağışıklık sistemini uyararak, bu antijenleri tanımasını sağlarken tümöre karşı aktif olmasını ve ona saldırmasını desteklemiş olursunuz
 
Vücut ısısı yükseldikçe, kan dolaşımı artar, nabzı yükselir ve bütün dokulara oksijen penetrasyonu çoğalır. Oksijen kanserin en sevmediği elementtir.
 
Oksijenlenmenin da artması için hastaya tedavi süresince oksijen verilir. Tüm vücut hipertermi bittikten sonra kan dolaşımı normale döner. Ancak tümör hücrelerinde normale dönmez. Bu özellik de radyoterapide avantaj sağlar. Mesela sabah tüm vücut Hipertermi, arkasından radyoterapi tedavilerinin uygulandığı protokoller geliştirilmeye başlanmıştır. Çünkü radyoterapi tedavisinde ne kadar hedef alanda kan var, ne kadar oksijen varsa o kadar iyi sonuç almanız mümkün olur. 
 
Kemoterapiden sonra yapılan tüm vücut Hipertermi ile hastalar çok daha rahat bir kemoterapi dönemi geçirmektedir. Toksinlerin atılmasının ardından vücuda bir taraftan sıvı; bir taraftan Vitamin C verilir. Bulantı, kusma gibi birçok yan etki daha az olmaktadır. Ancak tüm vücut Hipertermi tedavisi 4-5 saat gibi uzun bir sürede yapılabilmektedir. Bu sebeple bir cihaza günde maksimum 2 hasta alınabilmektedir.